8 Nisan 2020 Çarşamba

Pandemi ve Psikolojik Boyutu


COVID-19 Dünya Sağlık Örgütü Tarafından Pandemi ilan edildi ve tüm dünya, tüm insanlık alarma geçti. Hızla yayıldığı için, tüm dünya tehlike altına girdiği ve daha önce görülmemiş bir şey olduğu için hepimiz korktuk hem de çok korktuk. Ne de olsa varoluş kaygılarımıza hızlı bir ölüm şekli eşlik etti.
Tüm insanlık olarak belirsiz bir sürecin içine çekildik ister istemez. Ne olacak, ne zaman bitecek, nasıl bitecek? Daha kafamızda birçok soru varken birden bire yaşamlarımız değişti. COVID-19 dan önce yapabildiğimiz şeylerin neredeyse hiçbirini yapamaz olduk. Koca bir hayatı eve sığdırmak zor oldu tabi haliyle. İlk günler belki de bu durumu tatil gibi değerlendirdik hepimiz, sadece dinlendik. Sonraları kısıtlı bir yaşama doğru gittiğimizi fark ettik. Kısıtlanmak bir kısmımızda öfke uyandırdı, bir kısmımızda inkar. Yavaş yavaş alıştık sürece, evde de bir hayat olduğunu fark ettik. Kim bilir belki de çok kaybolmuştuk dışarıda.
Kontrol edebildiğimizi düşündüğümüz hayatımız bir virüs tarafından kontrol edilebilir hale geldi. Güvenlik hissimiz yerle bir oldu. Kaygı düzeyimiz arttı. Neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veremez hale geldik.
Şimdi yeni yeni yaşamlarımızı kontrol altına almaya, sakinleşmeye başlıyoruz. Peki bu kontrol sürecinde neler yapabilirsiniz?
-Yapabileceklerinizin ve yapamayacaklarınızın bir listesini yapın. Yapabileceğiniz şeylere odaklanın.
-Kaygı seviyenizin sağlıklı ve duruma uygun bir boyutta olup olmadığını kontrol edin.
-Evde yapabileceğiniz ve ilginizi çeken alanlara eğilin.
-Eskiden haftanızı, gününüzü programladığınız gibi şimdi de gününüzü programlayın.
-Dikkatinizi bir başkasına vererek, bir başkasının ihtiyaçları ile ilgilenerek içinizde olan kaygıyı azaltın.
-Sizi endişelendiren şeyler hakkında bir başkası ile konuşun, kimse yok ise bunları paylaşacak bir günlük tutun.
-Hayatınızı, hayattan neler istediğinizi, zevklerinizi yeniden gözden geçirin. Çünkü bir çoğumuz günün koşturmacısında gerçekten kaybolduk.
Unutmayalım ki her yeni süreç beraberinde kaygıyı getirir ve eğer kaygımızı kontrol edebildiğimiz bir aşamaya gelebilirsek değişim ve dönüşüm başlar. Hatta sonrasında da üretkenliğimiz artar.
Hayat durdu ama yaşam devam ediyor. Sen neden durup bir bakıp sonra da yaşamaya devam etmeyesin ki? Bundan sonrasının eskisinden iyi olmayacağını kim bilebilir ki?

Sevgilerimle,
Klinik Psikolog Sevgi ÇELİK

29 Aralık 2017 Cuma

Sevgililerimizi Neye Göre Seçeriz? (2)

Ister görüşlerini benimseyelim ister benimsemeyelim Psikanalizin kurucusu Sigmun Freud diyince
şöyle bir durma ihtiyacı hissederiz. Psikoloji Bilimine yeni bir bakış açısı getirdiği herkesçe kabul
edilmektedir. Peki Freud ne demiş ve konumuzla nasıl bir ilgisi var?
“İnsanoğlunun erotik yaşamındaki sayısız tuhaflık ve aşık olma sürecinin kompülsif karakteri,
çocukluğa başvurmaksızın ve çocukluktan kalma etkiler olarak alınmaksızın neredeyse anlaşılmazdır.”
–Sigmun Freud, Tree Essays on the Theory of Sexuality
Yetişkin aşk ilişlikerini bilinçaltı yönetmlerle açıkayan bilinen ilk kişidir Freud. Peki ya nedir bizi
karşımızdakine aşık eden? Sigmund Freud bu romantik ilişkilerdeki seçimlerimizin nedenini
“bilinçdışı” bir süreç olarak yorumlamıştır. Freud’a göre aşk, “libido” ismini verdiği cinsel dürtünün
toplum tarafından kabul edilen bir ifadesidir.
Kızlar babaya, erkekler anneye mi aşık oluyorlar?
Yapılan araştırmalar göstermiş ki eşler romantik partnerlerini seçerken farkında olmaksızın
ebeveynlerine benzeyen kişileri tercih ediyorlar. Peki olay Oidipus Kompleksindeki gibi kızların
babaya, erkeklerin anneye aşık olduğu ve bu duygularından dolayı diğer ebeveyni tarafından
cezalandırılacığı mıdır? Freud bu duygunun çocuğun gelişimiyle beraber kendisine rakip olarak
gördüğü ebeveyni ile özdeşim kurmasıyla çözüleceğini söyler.
Yetişkinliğe ve cinsel olgunluğa eriştikten sonra bile oğlanın anneye, kızınsa babaya olan sevgisi, tek başına olmamakla birlikte, kime aşık olacaklarını ve kiminle evleneceklerini en çok etkileyen şeydir (Pines, 2005).
Bizler farkında olmasak da çocukluk deneyimlerimiz romantik ilişkilerimizi etkiliyor.
Hiç düşündünüz mü partnerinizin ebeveyninize benzeyip benzemediğini? Eğer ki kız çocuğuysanız ve babanızla aranızdaki ilişki bebekliğinizden itibaren olumlu geliştiyse eş olarak seçeceğiniz
partnerinizin de babanız gibi olmasını istersiniz. Bu konuda da haksız sayılmazsınız. Peki ya zor bir
baba-kız ilişkisi yada anne-oğul ilişkisi geçirdiyseniz. Bu sefer de asla onlara benzeyen eşler
istemeyeceksiniz hayatınızda. Peki ya onlardan alamadığınız ilgi, sevgi ve daha nice duygular? Her ne kadar olmasını istemeseniz de size iyi davranmayan ebeyninize benzeyen partnerler seçme ihtimaliniz yüksek olacaktır. Çünkü hala almanız gereken şeyler vardır. Şöyle bir örnekle açıklayalım durumu, her şeyinize karışan, sürekli yaptıklarınız için, kararlarınız için eleştiren bir babaya sahipsiniz. Asla onu memnun edemiyorsunuz. Sürekli sizin işe yaramaz bir çocuk olduğunuzu dile getiriyor. Siz de hayatınız boyunca belki babanıza aslında işe yarar bir insan, vefalı bir çocuk olduğunuzu ispatlamaya çalışıyorsunuz. Partner olarak seçeceğiniz insan sizi onaylasın, her halinizle kabul etsin istiyorsunuz.
İlişkinin ilerleyen zamanlarında bir de bakıyorsunuz ki karşınızdaki insan babanızın aynısı. Bu bir
tesadüf mü peki? İlişkinin başlarında da öyle değil miydi o insan? İşte bilinçaltı süreçleriniz hala
alamadıklarınızla meşgul olduğu için size istemediğiniz seçimler yaptırabiliyor.
Bu süreçler her zaman böyle gitmeyebilir tabiki. Ama eğer neden yanlış partnerler seçtiğinizi bir türlü
bulamıyor ve aşk her daim size acı veriyorsa hayatınızın bir yerinde bir tıkanıklık olabilir. Sorun sizin
gördüğünüz kadar yüzeysel mi peki?

Uzman Psikolog Sevgi ÇELİK

Sevgililerimizi Neye Göre Seçeriz? (1)

Tarih boyunca en çok sorulan soru, en çok konuşulan konudur belki de. Peki ya cevabı? Bilebilsek ne kadar da rahatlayacağız değil mi? 
Neden yanlış adamlara, kadınlara aşık oluyoruz? 
Onları yanlış kılan nedir?
Bizim için bu denli yanlış olan birisi başkası için nasıl doğru kişi olabiliyor? 
Kimisi tek seferde ruh eşini bulabiliyorken biz neden yıllarımızı veriyoruz ve hala bir sonuca ulaşamıyoruz? Kişilik mi bizi daha çok etkiler yoksa karakter mi? Kadınların ilk aşkı babaları, erkeklerinki anneleri midir? 
Peki böyle bir bağlantı sonraki ilişkilerimizi nasıl etkiler? Sahi “aşk” diye bir şey gerçekten var mı? Aşık olduğumuz insanlar hayatımızın hangi bölümünde, neresinde karşımıza çıkıyor? Hadi gelin bu
bölümde neden yakınımızdakileri severiz ona bakalım.
“Sevdiğim yanımda değilse bende yanımdakini severim”-E.Y. Harburg
“Güzel bir aşk için tavsiye:Uzaktakileri sevme.
Kendine yakın birini bul.
Tıpkı düzgün bir evin,
İnşasında yerel taşlar kullanılması gibi.
Aynı soğuğu yemiş
Aynı güneşten kavrulmuş taşlar.” –Yehuda Amichai,
 “Advice for Good Love,” Love Poems
Hiç tanımadığınız birine aşık olabilir misiniz? Uzaktan gördüğünüz birini yalnızca beğenebirsiniz. Ancak etkileşiminiz arttıkça, iletişim halinde oldukça aşık olma, sevme olasılığınız artar. Çevrenizdeki aşk hikayelerine dikkat ettiniz mi hiç? Aynı sınıftaydık, aynı iş yerinde çalışıyorduk, sürekli alışveriş yaptığım markette çalışıyordu… Bu örnekler uzar da gider. Bir aşinalık etkisi ilişkilerimizin tam da orta yerinde karşımıza çıkıyor. Tanıdıkça, gördükçe, bildikçe… Bu demek olmasın ki sürekli karşılaştığınız kişiye aşık olacaksınız, ya da siz ondan hoşlandığınız için o da size karşı ilgi duyacak. İlk karşılaşmanız olumsuzsa sonraki karşılaşmalarınızın da olumsuz olma ihtimali yüksektir.
Atalarımızın da dediği gibi gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Ama bazılarımız için bu durum hiç de geçerli olmuyor. Aradan geçen aylar hatta yıllar bu insanların sevgilerinde herhangi bir azalma
sağlamazken artışa neden olabiliyor. Bizi istemeyen, artık hayatımızda olmayan birini sevmek ne
kadar normal? Sevgimizin yüceliğinden unutamadığımızı söyleriz ama bu böyle midir gerçekten?
Saplantılı, takıntılı olmanın, bambaşka bir problemin bir göstergesidir bazen.
Yapılan bir çok araştırma kişiler arasındaki coğrafi mesafenin azalmasının ikili ilişkiler kurma olasılığını artırdığını göstermiştir. Tabi bu kimi zaman sevgiyi kimi zaman da nefreti tetikleyebiliyor.
Bir sonraki yazımızda Sigmund Freud bu konuda ne demiş gelin bir de ona bakalım. :)

Uzman Psikolog Sevgi ÇELİK

Homofobi-Homofobia

Son zamanlarda çokça konuşulan konulardan biridir homofobi. Bundan birkaç yıl önce üniversitede yaptığımız bir araştırmada bir çok üniversite öğrencisinin bile ‘homofobi’ kelimesinin anlamını tam anlamıyla bilmediğini fark ettik.

Homofobi: eşcinsellere ya da eşcinselliğe karşı duyulan korku, nefret, hoşnutsuzluk ya da ayrımcılık olarak bilinmektedir. Homoseksüel olmakla homofobik olmak birbirinden farklı şeylerdir öncelikle bunu unutmayalım. Homoseksüellere saygı göstermek kimseyi homoselsüel yapmaz ki homoseksüel olmak kötü insan olmak anlamına da gelmemektedir. Günümüzde bir çok insan eşcinsel olduğu için dışlanıyor, kötü davranılıyor, hatta öldürülüyor.

Peki ya eşcinsel insanlardan neden bu kadar korkuluyor? Dini sebepler mi, sosyal kültürel sebepler mi? Hangi sebeple olursa olsun homofobik bir insansanız bir düşünün ve araştırın neden eşcinsel insanlar sizde bu kadar öfke uyandırıyor? Eşcinsel insanların neden tedavi olmadığını düşünüyorsanız, benden uzak dursunlar da ne yaparlarsa yapsınlar diyorsanız, çocuğunuzun eşcinsel olmasından ya da hemcinslerinizin sizi yatağa atmasından korkuyorsanız siz bir homofobiksiniz. Homoseksüelleri dışlayarak, onlara kötü davranarak hatta onları öldürerek ne siz hereroseksüel olduğunuzu kanıtlıyorsunuz ne de homoseksüelliği önleyebiliyorsunuz.
Homoseksüelliğin oluşumuyla ilgili bakalım Cetad ne demiş:
                 
“Eşcinsellik “cinsel tercih” midir? 

Cinsel yönelimin nasıl geliştiği tam olarak bilinmemekle birlikte, herhangi bir kişinin cinsel yönelimler arasında iradesini kullanarak bilinçli bir tercih yapmadığı bilinmektedir. Örneğin, hiçbir heteroseksüel kadın hayatının bir aşamasında erkeklere ilgi duymaya karar vermemiştir. Benzer şekilde irade kullanılarak değiştirilmesi mümkün değildir. Cinsel yönelimle ilgili tercih kişinin yönelimini nasıl ve ne kadar davranışlarına ve hayatının geneline yansıtacağı, yönelimini başkaları ile ne ölçüde paylaşacağı ile ilgili olabilir.”

Sözün özü kimseyi yargılamak kimsenin haddine değil. Eğer toplumlar halinde yaşamaya devam etmek istiyorsak, özgür irade, özgür düşünceyi savunuyorsak, ya da sadece insan olduğumuz için bile birbirimize karşı sadece biraz saygı lütfen!

Sevgilerimle!

Uzman Psikolog Sevgi ÇELİK
İnstagram: @uzmanpsksevgicelik

27 Aralık 2017 Çarşamba

DENGELİ YAŞAMA MERHABA



Bundan böyle yaşamınıza denge sağlayabileceğiniz yazılarımız ile sizlerle olacağız. Dengeli bir yaşam için hayatınızda olması gereken her şey için bizi takip edebilirsiniz...

Yazarlar:

Sevgi ÇELİK - Uzman Psikolog | Instagram : @klinikpsikologsevgicelik
Furkan AYDIN - Psikolog | Instagram : @ankara.psikolog